Dünya Sağlık Örgütü’nün direktifleri doğrultusunda tüm dünyada gerçekleşen aşı kampanyaları ve milyarlarca dolara varan aşı ve ilaç stoklarına rağmen “Yanlış yapıyorsunuz” diyen bazı bilim adamları ilk aylarda tepkiyle karşılanıyordu. Ancak son dönemde hastalığın neredeyse tamamen ortadan kaybolması ve ölüm vakalarının normal gripten ölümlerin bile kat kat altında kalması saygın bilim adamlarının da yavaş yavaş “domuz gribi abartıydı” diyen bu uzmanların yanına katılmasına sebep oldu.
İlk olarak Harvard Üniversitesi uzmanlarının araştırması, domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığını, öldürme riskinin daha düşük olduğunu ve aşılama kampanyalarının gereksiz olduğunu ortaya çıkardı. İddialar üzerine domuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı” olarak tanımlayan Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg, Avrupa Konseyi’ne “Domuz gribi sahte bir salgın mıydı, araştırılsın” başlıklı bir araştırma önergesi verdi ve "Domuz gribi salgını dünya çapındaki panikten faydalanmak isteyen ilaç firmalarının başlattığı sahte bir salgın”dır tespitinde bulundu.
Bu gelişmeler ve tespitlerden sonra WHO da çark etti.
Önergenin kabul edilmesinin ardından yapılan domuz gribi oturumunda ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hastalıkların sıklık ve yayılma düzenini inceleyen epidemioloji birimi direktörü Profesör Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” diye konuştu. WHO’da kalp hastalıkları konusunda bir numaralı uzman olarak kabul edilen Profesör Keil, Avrupa Konseyi’ndeki ifadesinde: “WHO, SARS ve kuş giribi konusunda da tüm tahminlerinde yanıldı. Kamu sağlığını ilgilendiren onca şey varken domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk ve bu tamamen abartılmış bir korkuydu. WHO’nun kararları ülkelerin sağlık bütçelerine çok büyük yük getirdi. İnsanların ölümüne sebep olan en önemli etkenlerin hipertansiyon, sigara, yüksek kolesterol, obezite, egzersiz yapmama, sebze ve meyve tüketiminin azlığı olduğunu çok iyi biliyoruz. Hükümetler, WHO’nun tavsiyesi doğrultusunda bu alanlara yatırım yapmaları gerekirken küresel bir salgın yaşanması yönündeki deliller çok zayıf olmasına rağmen domuz gribine yatırım yapmak zorunda bırakıldı.” dedi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep AKDUR, WHO’nun Domuz gribinin bilerek abarttığını ilk günden beri savunanların başında gelmekte idi.
Prof. Dr. Recep Akdur, ''gerçekçi olmayan salgın paniklerinin dünyaya ve insanlığa çok pahalıya mal olduğunu'' ifade ederek, ''Kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon dolara mal oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon dolara mal olacağı hesaplanıyor. Bu paniklerden bazı ülke ve firmalar büyük rantlar elde ederken diğer bir kısmı da büyük zarar görüyor'' dedi.
Aşı ve temel ilaçların stratejik maddeler olduğunu anlatan Akdur, bir salgın olasılığında ülkelerin önce kendi halkının gereksinimlerini karşılaması gerektiğini, bu maddeleri diğer ülkelere vermemesinin de doğal olduğunu söyledi. Akdur, ''Türkiye her şeyden önce bu çıkmazdan, yoksunluktan, aşı ve ilaç üretememek sorunundan kurtulmalıdır'' diye konuştu.
2003'de yapılan bir çalışmaya göre ülkede ihtiyaç duyulan aşıların tamamının Türkiye'de üretilmesi için 90 milyon ABD dolarına ihtiyaç duyulduğunu bildiren Akdur, bunun sürekli ertelendiğini, ancak gelinen noktada yalnızca bir yıl için ithal edilen aşılara yapılan harcamaların 1 milyar dolara, domuz gribi aşısı için de Sağlık Bakanlığı’nın harcamasının 500 milyon dolara yaklaştığını kaydetti.
Dünyada 14 bin 286 Türkiye’de 627 kurban
WHO verilerine göre dünya genelinde domuz gribinden ölenlerin sayısı 14 bin 286. Bu rakam sadece ABD’de bir yıl içinde normal gripten ölenlerin sayısının 3’te biri. Domuz gribine en çok kurban veren ülkelerin başında ABD, Brezilya, Hindistan, Meksika ve Çin geliyor. Türkiye’de ise Ocak 2010 sonu itibari ile 627 kişi hayatını kaybetti.
Buraya kadar değindiğimiz bilimsel tespitler ve Dünya’da söz sahibi otoritelerin söylemlerinden sonra sezarın hakkı sezara deyip Eski Sağlık Bakanı ve MHP Kırıkkale Milletvekili sayın Osman Durmuş ve İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın haklarını teslim etmek gerek. Çünkü ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı aşı kampanyasının gereksizliğini, yarattığı korku ile yaşattığı paranoyanın insanlarda daha büyük sorunlara sebep olabileceğinin ilk savunucuları olmuşlardı. Fakat Bakanlık yetkilileri kendilerini insanların kafasını karıştırmakla ve oluşabilecek salgın ölümlerinden sonra vicdani sorumluluklarının hesabını nasıl vereceklerini düşünmeye ve Bakanlığın kampanyasını baltalamakla suçlamışlardı.
Rakamlar ortada, geri adım atan ve yanlışını kabul eden WHO otoritelerinin açıklamaları ortada, tüm bunlardan sonra Sağlık Bakanlığı’ndaki çalışmaların Türk insanının sağlığının korunmasına yönelik mi, yoksa bakanlık bütçesini belli ilaç firmalarına peşkeş çekmeye yönelik mi yapıldığının yorumunu kamu oyuna bırakıyoruz.
Bu ülke insanın da bilmesi gereken en önemli tespitlerden biri yolsuzluk boyutundaki bu işlemlerin elbet bir gün hesabının sorulacağıdır ve o gün çok yakındır.
